Sohbet Odası

Bozcaarmut Köyü Bilecik İli, Pazaryeri İlçesi, Bozcaarmut Köyü

Bozcaarmut Köyü’nün resmi sene 1884 yıl, Rumi sene 1300 yılında Bulgaristan’ın Tırnova, Şumlu, Osmanpazarı, ve Kornat denilen yerlerden Mehmet Efendi denilen bir alimin nezaretinde Bulgaristan’dan Türkiye’ye hareket etmişler. İnegöl’ün Hasanpaşa Köyü yerini göstermişler “Hayır” demişler. Burada bizim çocukları sıtma hastalığı olurlar. Biz yaylalık orman yerlerden geldik. Biz yine yayla orman yere gideceğiz diyerek bu günkü Bozcaarmut Köyü’nün bulunduğu yerde köy meydanındaki koca ıhlamurun yanında iki ev bundan 120 sene evvel ...

Devamı

kaan erkin Mayıs 13th, 2011

bende gölete ait birçok fotoğraf var isterseniz verebilirim…

Yazıyı ekleyen: kaan erkin.

MUHTESEM YUZYIL DİZİSİ

gonul Ocak 19th, 2011

Bizim garip bir huyumuz var. Birileri bize vurmadan kendimize gelmiyoruz. Ayağımıza vurulunca ayağımızın, elimize vurulunca elimizin farkına varıyoruz. Türbana hakaret edilince türbana sahip çıkıyoruz. Tarihimize hakaret edilince tarihimize sahip çıkıyoruz. Mahallemizdeki camimizi taşlamaya gelseler, hepimiz camiye koşup orayı korumaya gideriz. Ancak camimiz taşlanmadığı için, sadece Cuma namazlarında uğruyoruz camiye!
Elimde kesin bir istatistik yok ama, Kanuni Sultan Süleyman’a hakaret edilen dizi yayınlanmaya başladıktan sonra, Kanuni’nin hayatını anlatan kitaplar daha çok satılmaya başlayacaktır. Bizim kendi değerlerimize sahip çıkmamız için, illa birilerinin bize vurması mı gerek?
Son yıllarda çekilen birkaç film veya dizi dışında, Türk sinemasında yıllardır çekilen filmlerde gösterilen imam karakteri, medya sektöründe hakim olan zihniyetin dine ve dindara bakış açısını göstermek için yeterlidir aslında. Mahallenin en adi, en karaktersiz, en üçkağıtçı adamları olarak imamlar gösterildi yıllarca.
Hayatı boyunca hiçbir imamla oturup kalkmamış birçok insan, bu filimler yüzünden imam düşmanı oldular. Ezan Türkçe okutulsa camiye gidecekmiş gibi, “Ezanlar Türkçe okunsun!” diyen solcu kesim bu filmlerle yetişmiş zihniyetler. Gerçi bunların dertleri ne İmam ne Ezan, ne de Cami… İslam dinine olan düşmanlıklarını açıkça ifade edemedikleri için kıvırıyorlar..
Muhteşem olanı anlamak, bir bakış açısıdır!
Muhteşem Yüzyıl dizisinin senaristleri, yapımcıları benim inandığım dine inanmak zorunda değil. Dizinin senaristi benim Osmanlı’ya baktığım gibi bakmak zorunda değil tarihimize. Diziyi kaleme alanların beyni kafataslarının altında değil, bacaklarının arasında olabilir. Malum, beyni bacak arasında olan insanın başka şeye kafası çalışmaz!
Muhteşem Yüzyıl dizisinin senaristi Meral Okay’ın hayata bakışı, diziyi çekme mantığını göstermesi açısından yeterlidir. 20 Eylül 1959 tarihinde Ankara‘da doğmuş. 12 Eylül döneminde Türkiye İşçi Partisi üyesi ve işyeri temsilcisiymiş. Bu bayanın Osmanlı’yı öven bir dizi senaryosu yazmasını beklemek, papazdan cami inşaatına destek beklemekten farksızdır. Osmanlı’nın dünya hakimiyetini anlamak, bir bakış açısıdır.
Basit bir internet taramasıyla Kanuni hakkında bulabileceğiniz en temel bilgiler bile, Kanuni dönemi ile ilgili dizi çeken birisinin “harem” odaklı senaryosuna kızar, “Bu nasıl bir mantık!” diye kızar insan.
Avrupalıların “Muhteşem” dedikleri Süleyman Han, babasından devraldığı 6.557.000 km2 Osmanlı toprağını, yaptığı fetihlerle 14.893.000 km2 ye ulaştırdı. Bulunduğu yüzyıl, dünya tarihine Türk asrı olarak geçti. Bu asırda her sahada dahi devlet ve ilim adamları yetişti. Nitekim Sadrazamı İbrahim Paşa, Lütfi Paşa, Sokullu Mehmed Paşa; Şeyhülislamı Kemalpaşazade, Ebüssü’ud Efendi, şair Baki, Fuzuli, sanatkarı Mimar Sinan; Kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa olan bir devletin padişahı Kanuni olurdu.
Bu gerçeklere rağmen Kanuni dönemini “Harem” merkezli anlatmaya çalışmak, Yunan gözüyle Osmanlı’ya düşman olmaktan farksızdır.
Şeytana küfür etmek ibadet değildir!
Bir haftadır mail adresime gelen yazıların yarısına yakını bu diziyi protesto amaçlı. Osmanlı’ya olan hassasiyetimizin ve tarihi misyonumuza bu kadar sahip çıkma refleksimiz beni sevindiriyor elbette. Herkes kadar bende kınıyorum böyle bir mantığı.
Ancak Muhteşem yüzyıl dizisini çekenleri, yayınlayanları kınadığımdan daha çok, “Muhteşem Süleyman!” adlı bir diziye senaryo yazamayanları, adam gibi bir dizi çekemeyenleri kınıyorum… Dindarlardan topladıkları paralarla kurulan televizyon kanallarında sürekli Şaban filmleri yayınlayanları, Müzik programı dışında program üretemeyenleri kınıyorum.
Şeytan taşlamaktan tavaf etmeye zaman bulamayanlar, şeytanı güldürürler.

Sait ÇAMLICA
www.saitcamlica.com
saitcamlica@gmail.com
GÖN:Mehmet GÖNÜL

Yazıyı ekleyen: gonul.

Tek çocuk olsun, mükemmel olsun!

gonul Ekim 26th, 2010

“Bu zamanda tek çocuk sahibi olup onu mükemmel bir şekilde yetiştireceksin!” düşüncesi o kadar çok yaygınlaştı ki, medyada uzman olarak tanınan kişiler bile bunu söylemeye başladılar. Aile ve çocuk danışmanlığı yaptığını söyleyen bir bayanla birlikte katıldığımız televizyon programı öncesi, kuliste aynı bakış açısı konuşuldu. Uzman olduğunu iddia eden bayan da bu fikri savunuyordu. Diğer bayanlarla birlikte “Tek çocuk olsun mükemmele yetiştirelim” düşüncesiyle tek çocuk sahibi olduklarını söylediler. Bunu söyleyen kişi, sokaktaki biri olsa anlarım. Cahilliğine bağlar, susarım. Ancak uzman – danışman olan, olduğunu iddia eden birisinden duyunca, hem şaşırdım hem üzüldüm.
Maalesef bayanların önemli bir kısmında, bu bakış açısı çok fazla dillendiriliyor. Evliliği ile ilgili sıkıntıları olanları, fiziki bir rahatsızlığı olanları anlarım. Onlara söyleyecek bir sözümüz elbette olamaz. Ancak hiçbir fiziki engeli ve aile sıkıntısı olmadığı halde bunu iddia edenlere söyleyeceklerim var. Tek çocuk yetiştirmenin, mükemmel çocuk yetiştirme yöntemi olduğunu savunanlar, ya cahil ya bencildir benim gözümde.
Çocuğunu değil, kendi rahatını düşünen benciller!
Çocuğa mükemmel imkanlar vermek için ikinci çocuk dünyaya getirmediğini savunanlar, cahilliklerinden bunu söylemiyorsalar, bencilliklerini saklamak için yalan söylüyorlar.
Hiçbir annenin, evladını, kardeş sahibi olmaktan mahrum bırakmaya hakkı yoktur. Evin tek çocuğu olarak yetişen bir çocuk, hayatı boyunca, dayı, amca, teyze, hala olamayacak. Bir annenin evladını tüm bu duygulardan mahrum bırakmaya hakkı yoktur.
Abla, ağabey olmayan, kardeşiyle oyuncaklarını – çikolatasını paylaşmayan bir çocuk, bunun sıkıntısını hayatının her yerinde yaşıyor.
Evin biricik evladı olan çocuk, okula başladığı zaman, sınıfının biricik öğrencisi muamelesi görmeyi istiyor. Bu muameleyi göremeyince, otuz öğrenciden birisi olmaya alışması zor oluyor. Alışamayınca huysuzlanıyor, hırçınlaşıyor. Bazı öğrencilerin, otuz kişiden birisi muamelesi gördüğü okuldan, soğumaya başlıyor.
Vücutları bozulmasın diye çocuklarını kardeş sahibi olmaktan mahrum bırakan anneler, mükemmel çocuk yetiştirmek için değil, mükemmel vücut sahibi olmak için (!) bunu yapıyorlar.
Bazıları kariyerleri yolunda daha rahat yükselmek için, evlatlarını kardeş sahibi olmaktan mahrum bırakıyor. Bencilliği için ikinci çocuğu dünyaya getirmeyen anne, evladının huysuz, tatminsiz, doyumsuz bir çocuk olduğunu görünce, “Senin neyini eksik ettik?” diye dert yanıyorlar. Çocuk, “Beni kardeşsiz bıraktın!” diyebilecek olgunlukta olsa, annenin yüzüne hatası vururdu muhakkak.
Rızık endişesi!
Birçok insan, işini gücünü bahane ederek çocuk sahibi olmak istemiyor. Elbette her çocuk, yeni masraflar / giderler demektir. Ancak çocuğu dünyaya getirenlere çok zengin birisi, “siz evlat sahibi olun, onun bakımı bana ait” dese, rızık endişesi kalmaz birçoğunun. “Çocuğun rızkı size değil, bana ait!” diyen, herhangi birisi değil, Allah’tır. Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır. (İsra 31)
Rızık endişesi, tek kelimeyle bahanedir. Rızkına kefil olan komşunuz değil ki tereddüt edesiniz. Kefil olan, evladınızı da, sizi de, rızkınızı da yaratan Allah’tır.
Paylaşmaya alışkın değilim!
Evin tek çocuğu olarak büyümüş bir arkadaşım vardı. Arkadaş çevresiyle yaşadığı en büyük sıkıntı, paylaşmayı sevmemesiydi. Herkes onun cimriliğini konuşurdu. “Hem aramızdaki en zengin olan sensin, hem de en cimrimizsin!” diye arkadaşlardan laf işitince, söylediklerini hiç unutmadım.
“Siz bana kızıyorsunuz, ama beni anlamıyorsunuz. Benim tüm çocukluğum böyle özel geçti. Mahallede arkadaşlar çikolata yerken, annem beni eve götürür, en güzel çikolataları bana yedirirdi. Arkadaşlarımın sahip olduğu şeylerin en iyisini annem bana alırdı. Ben hayatımın hiçbir döneminde elimde olanlara paylaşmadım. Şimdi sizinle paylaşmak istesem de, buna alışkın olmadığım için bana zor geliyor.
En zoru, tek çocuk!
Tek çocuk meselesini konuştuğum bir arkadaşım, kız kardeşinin söylediği bir cümleden bahsetmişti. “İkinci çocuğumu, diğerini rahat büyütmek için doğurdum” demiş kardeşi. Sebebini açıklarken söyledikleri çok mantıklı geldi bana.
“Tek çocuğum varken, evde hiçbir işimi rahat yapamıyordum. Bulaşık yıkarken ayağımın dibinde yatıyordu kızım. Evin hangi köşesine gidersem gideyim hep benim peşimdeydi. Tuvalete bile gitmeme izin vermek istemiyordu. Ben tuvalete girince, kapısının önüne yatıp, “Hadi anne!” diyerek çabuk çıkmamı istiyordu.
İkinci çocuğum dünyaya gelince, ilk sene biraz zor oldu. Ancak onları birbirine alıştırınca, birlikte oyun oynamalarını sağlayınca ben çok rahatladım. İkinci evladım yaşını doldurduktan sonra, eskisi kadar bana ihtiyaçları olmadı. Yemekleri yedirip, oyun ortamlarını hazırladıktan sonra kendi işlerimle rahatça uğraşabiliyordum.”
Tek çocuk yetiştirmenin daha kolay, daha rahat olduğunu iddia edenlerin kulaklarına küpe olsun!
* * * * * *
Biz altı kardeş olarak büyüdük. Bir araya geldiğimiz zaman, kalabalık bir aile gibi gelmiyor bize. Herkes gibi bizlerin de zor ve sıkıntılı günleri oldu. Özellikle zor zamanlarımızda, kardeş sahibi olmanın faydalını daha iyi gördük. Birimizin başına bir sıkıntı gelse, diğerleri, imkanları ölçüsünde kardeşinin elinden tutuyor.
Bayramda hep bir arada olduğumuzda annem, “Keşke altı çocuğum daha olsaydı!” demişti. Kız kardeşlerim anneme katılmadılar elbette. Ancak annemde, emek verip yetiştirdiği evlatları karşısında görmenin mutluluğu vardı.
* * * * * *
Elbette her yıl çocuk doğursun kadınlar, sürüyle çocukları olsun demiyorum. “Sürüyle çocuk sahibi olup, onları sokağa mı salalım!” itirazı yapıp, tek çocukla yetinmekte yanlış. “Ümmetimin çokluğu ile övünürüm!” Hadisini, sürü gibi çocuk doğurmak olarak anlamak, elbette yanlış bir anlayıştır. “Çok çocuk doğurmak değil, iyi çocuk yetiştirmek önemlidir” cümlesine katılıyorum. Ancak, “iyi çocuk yetiştirmenin yolu tek çocuk sahibi olmaktır” yaklaşımına karşıyım.
Fikirlerinden istifade ettiğim bir arkadaşımın yaklaşımını çok beğenmiştim. “Bir çocuk yetiştirmek çok zor, iki çocuk yetiştirmek zor, üç çocuk yetiştirmek kolay, dört çocuk yetiştirmek çok kolay!” demişti. Üç – dört yıl arayla çocuk sahibi olmanın, annenin sağlığı açısından en iyi yöntem olduğunu da belirtmişti. Bu konuda uzmanların kitaplarında da aynı bakış açısına rastlarsınız.
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
GÖN:Mehmet GÖNÜL

Yazıyı ekleyen: gonul.

xiangfei Eylül 13th, 2010

Merhaba
Ben yeni üye oldum. Köyünüzün resimlerini görünce hayran kaldım. Acaba konaklama imkanı var mı?

Yazıyı ekleyen: xiangfei.

Bomba Fırlatma

emine_gonul Ağustos 19th, 2010


Yazıyı ekleyen: emine_gonul.

Zihni Sinir

Site Editörü Temmuz 27th, 2010

İşte buna ihtiyacım var :)

Yazıyı ekleyen: Site Editörü.

Taze Fasulye

emine_gonul Temmuz 22nd, 2010

thumbnail_bozcaarmut-0081.jpg (7 KB)

Köyümüzün son yıllarda geçim kaynaklarından biri olan taze fasulye yani ayşe boncuk toplama sezonu açılmıştır. Hatta günümüzün gelişmiş kargo hizmetlerinden faydalanarak geçen hafta ilk defa yedim. Yemekten resim çekmeye unutmuşum.
Önümüzdeki sıcak günlerde tarlada çalışan herkese allah kolaylık versin.

Yazıyı ekleyen: emine_gonul.

Merhabalar

emine_gonul Temmuz 21st, 2010

Genel istek üzerine bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Bozcaarmut.com şahıslara ait olmayıp köyümüze aittir. Kimsenin şahsına aittir değildir. Siteye üye olan herkes yazı yazabilir. Duyuru yapıp, yazılara yorum yapabilir. Hiçbir yazı, duyuru kontrole tabi değildir. Kontrolü kendimiz yapmak zorundayız. Yazdığımız yazı ve yorumlar kimseyi rencide etmemelidir.
Sitede ne görmek istiyorsak bunu kendimiz araştırıp kendimiz yazamalı ve yayımlamayılız. Kimsenin bizim adımıza yazı yazmasını ve yayınlamasını beklememeliyiz.

Site 2008 yılında açılmıştır. 3-4 kişi hariç kimse siteye malesef yazı yazmamıştır. Çoğu yorumda teşekkür ederiz, çok iyi olmuş, ellerinize sağlıktan ve eleştiriden öteye geçmemiştir. Sitemizi günde 100-150 kişi ziyaret etmektedir. 300 yakın üyesi bulunmaktadır.

İyi günler
Emine GÖNÜL

Yazıyı ekleyen: emine_gonul.

SİTEM

anonim Ocak 29th, 2010

Bu sitede bu yazıyı yazmak istemezdim ama!fakat! lakin! neden! keşke! KOCA HASAT SEZONUNUN SONUNDA İNCİR AĞACININ DALINDA OLGUNLAŞMIŞ İNCİRLERİ ÖZENLE İTİNA İLE TOPLAYIP GÜZEL BİR İNCİR SEPETİNE DİZERKEN BİRDEN BİRE ELİNİZE İKİ TANE (ham)-(neyaptığını bilmeyen) İNCİR TANESİ GELİYOR BEN KOCA SENE UĞRAŞTIM BU İKİ TANEDE OLMAMALIYDI DEYİP SEPETİ FIRLATIP ATMAK.yorumu size bırakıyorum oysa sitemizdeki yazıları,bilgileri, köyle ilgili haberleri ve etkinlikleri takip eden okadar insan işte bu neden sorusunu soruyor iki kendini bilmezin yazısıylanmı bu güzelliklerden vaz geçecegiz?

Yazıyı ekleyen: Mehmet GÖNÜL.

Nerden geldik ki biz?

anonim Aralık 29th, 2009

İsmim Aykut durak bizim aile yani dedemin babası 1935′te Türkiye ye gelmiş,daha da öncesini öğrenmek için araştırırken sitenizi buldum gerçekten çok faydalı emeği olanlara teşekkürler.daha fazla bilgiye,siteye ihtiyacımız var.

Yazıyı ekleyen: Aykut Durak.

Sonraki Sayfa »